Yazar: İKAN Akli İlimler Merkezi

Terbiye Felsefe Tedrîsâtı -2- Bu kısmın mevzûuna dâhil olmazdan evvel geçen makalemdeki son fikirleri -vâki‘ olan bazı istîzahlar hasebiyle- biraz tavzih etmek zarûretini duydum. Birinci makalede, tâlî tahsilde verilen malûmat-ı umûmiyye meyânında madiyyât ile maneviyyâtın imtizaç ettirileme(me)sinden dolayı gençlerimizin ruhlarında hâsıl olan kararsızlığı, alâkadar olanlara kısa, fakat müştekî bir lisan ile iblağ cüretinde bulunmuştum. Çünkü bu tahsil merhâlesinin itikâdımca “ta‘limî” olan vazifesinden mâ‘adâ bir de “terbiyevî” üf‘ûlesi mevcuttur. Bu vazifelerin birinin “terbiyevî” olmasının sebebi müdavimlerinin henüz kendi ruhlarındaki arzu ve iştiyaklara göre bir iman ve itikad mihrabı yapmaya kudret-yâb olamamalarındandır. Sultânîde tahsilde bulunan talebenin sinni – aşağı yukarı – on…

Read More

Din-i Tabîʿî, Din-i Umumî Asr-ı âhîrde Avrupa mütefekkirlerini din taharrîsine sevk eden esbab -din-i tabîʿî taraftarları- din-i tabîʿînin esasları hakkında Jul Simon, Karo (?), Fonsegrive’nin (?) fikirleri -din-i tabîʿînin erkân-ı mühimmesi- din-i tabîʿînin usul ve fürûʿu hakkında izahat -enbiyânın teblîğ eylediği din-i ilâhînin erkân-ı mühimmesi- enbiyâya mensup olan edyân-ı münzele ile felâsifenin lüzum gösterdikleri din-i tabîʿî arasında mukayese -din-i tabîʿî, edyân-ı münzeledeki esasât-ı tabîʿîyyeden başka bir şey midir? – din-i hak ve şerâʾiti: vahdet-i hakikiyye ile muttasıf bir vâcibü’l-vücûda müstenit olması; baʿsü baʿde’l-mevt itikâdını hâvî olması, enbiyâdan birine mensup ve bütün enbiyâyı musaddık bulunması… Bazı Avrupa mütefekkirlerinin din taharrîsine sevk…

Read More

Giriş Hamd alemlerin rabbi olan Allah’a, salat ve selam hatemü’l-enbiya Resûlüllah’a ve ona tabi olanlara olsun. 2024 yılının Mart ayında, Nevzat Kaya ile tanıştırıldığım gün, hoca sohbetin sonuna doğru “Sana bildiklerimi öğretmek istiyorum” dedi. Bu sözleri ile hislerime tercüman olmuştu. Zira tanışmadan evvel bana kendisinden bahsettiklerinde ilk düşündüğüm şey, eski Türkçe konusundaki yetersizliğim ve bu noktada hocadan istifade edebileceğim gerçeği idi. Her insan ummandan bir katredir. Kendisi ile tedris ummanından özel ve özlenen bir damlayı tatmış oldum. Zira kendisi ilme, talebeye öyle kıymet verirdi ki, talebeler hürmet noktasında kendisine genellikle yetişemezdi. Onunla ders yaparken ilk öğreneceğiniz şey ilme önem göstermek…

Read More

Terbiye Felsefe Tedrisatı Bu makalede felsefe derslerinin tâli tahsildeki fevkalade ehemmiyetini ve bu dersin şimdiye kadar uğradığı ihmaller ile bunun tevlid ettiği netâyic-i terbiyevîyeyi kudretim nispetinde teşrih ve tefsire çalışacağım. Bilhassa bu mevzuyu intihab edişimizin sebebine gelince: Münevverimizin hâl-i hazırdaki teşevvüş-i rûhiyyeleri o derece bariz bir şekil almıştır ki, bunu görüp de onu tevlid eden esbâbı izâle, hiç olmazsa irâʾe için nefsimi zapta mukadder olamamaklığımdır. Yuvasını kaybetmiş kuşlar gibi oraya buraya baş vuran; bazen kendi din ve mektebini istihkâra tasaddî ve binnetice rûhen tereddî eden; bazen de hakâyık-ı müsbetenin lüzumunu inkâr ederek binnetice beri itip, sürüklemekte olan seyl-i medeniyet…

Read More

Geçen makalemizde, İslamiyet tulûʿ ettiği zaman rûy-i zeminde medeniyet namına hiçbir şeyler olmadığını delâil-i vâzıha ile ispat etmiş, medeniyet-i hakikiyyeyi cihana neşreden İslamiyet olduğunun izahatını diğer makalelerimize bırakmıştık. Binaenaleyh bu makalemizde, İslam, medeniyet-i sahihanın menbaı olduğunu umumi bir surette izah ve bu iddiamızı bizzat Avrupa ulemasının sözleriyle de işhad edeceğiz. Fakat şurasını da söylemek lazımdır ki, din-i İslam’ın menba-ı medeniyet olduğunu ecnebin sözleriyle işhad etmekten maksadımız İslam’ın hakikaten medenî bir din olduğunu bunlardan istidlal etmek değildir; çünkü bu hakikat malumdur, bunu inkâr etmek için derya-yı taassuba, mükâbereye dalmak lazımdır. Ancak, bu suretle ispat-ı müddeʿa etmekten yegane maksadımız, kalplerinden perde-i taassubu…

Read More

Asr-ı ahîrde yetişen fuzalâ-yı Osmaniyye’den bir zât-ı stûde-simât olup (Manastır) civarındaki (Florina)’dandır. Ale’l-usûl ikmâl-i tahsilden sonra vatanında telif ve tedris ile imrâr-ı hayat ederek (1244) tarihinde irtihal eyledi. Ziyaret ettiğim kabr-i âlileri (Kışla) arkasındaki makâbir-i Müslimîndedir. İlm-i mantıktaki ihtisasından nâşi zamanında (Mantıkî) şöhretiyle benâm idi. Âsârının tabʿına himmet olunmadığından fazl u kemâli nisbetinde şöhret bulamamıştır. Bu âsârın mütâlaasından mazanneden bir zât-ı âlî oldukları anlaşılmaktadır. Görülebilenleri berveçh-i âtîdir: (Şerh-i Şifâ-yı Şerif): Dört cild üzere müretteb olup hatt-ı destiyle muharrer nüshası (Florina)’da tarikat-ı Nakşiyye’den Baba Efendi Dergâhı kütüphanesindedir. (Hâşiyetü’l-Beyzâvî): Tefsir-i Beyzâvî’nin Nebe cüzüne dair olup bunun da bir nüshası (Florina) müftü-i sâbık…

Read More

Müellif: Mustafa Sabri Efendi Dergi: Sebîlürreşâd Tarih: 25 Şevval 1337 Şeyhülislam Efendi hazretlerinin ahîran intişar eden “Yeni İslam Müctehidlerinin Kıymet-i İlmiyyesi” ünvanlı eser-i fâzılânelerinin hâtimesidir: Son zamanlarda, ale’l-umûm Müslümanların maddiyatını zebûn eden Avrupa terakkiyat-ı medeniyyesi birçok mütefekkirimizin maneviyâtında da tahribat icra etmiş olduğu için, münazırım da, fikrindeki hürriyete ve zatındaki ulüvv-i himmete rağmen, bu maraz-ı sârînin tesîrinden azade kalamamıştır. Yani Avrupa’nın terakkiyat-ı hâzırası o derece gözünü doldurmuş ki nevʿan-mâ kudret ve azamet-i ilâhiyyeyi unutturmuştur. Kavî ve müterakkî gördüğü Avrupalıları bizim ile ölçmekten hatırında kalan hiss-i aʿzam, kudret-i ilâhiyye ile ölçerken de muhakemesi üzerinde hâkim olmaktan hâlî kalmamıştır. Bu hâlin tesîri, münazırımın üçüncü davasına…

Read More

Akıl, dinin ilk yardımcısıdır ve mahsûs âlem-i  hâriçten, vücûduna kâniʿ olduğu ilk şeyle de bu yardıma müheyyâdır. Bu hakikat, kitabın ihtiva ettiği bahislere girişildikçe, daha ziyade kesb-i vuzûh edecektir. Lakin, hâl-i hâzırdaki Hıristiyanlığın akıl ile aralarındaki münâfât ve yeni Şarklı müteallimlerin İslâm harsinden ve fikr-i mantıkîsinden behreyâb olmak yerine Garb harsiyle yetişmiş olmaları, onlar indinde meselenin birçok cihetlerden müşevveş bir hale gelmesine sebep olmuştur. Evvela: Dinin akıl ile itilaf etmediği zannı; sonra dînin bu kusuru müvâcehesinde, onun akıldan ayrıysa bile, fazîletle birlikte deverânı yüzünden,  aklın, dîni müteâkip fazîletle münâfâtı, bu suretle akla noksan îrâsı ve dînin  akıldan, aklın da fazîletten…

Read More

Tartışmanın alevlenmesine ramak kala duyulan bir söz: “Mevzuyu şahsileştirme”. Peki mevzû’ nedir ve nasıl şahsileştirilir? “A B’dir” şeklindeki bir önermede kendisine hükmedilen ögeye (A) mevzû’, kendisiyle hükümde bulunulan ögeye ise (B) mahmûl adı verilmektedir. Mevzû’daki mefhum ancak şu ikisinden biri olabilir: i) Küllî, ii) Cüz’î. Bir mefhumun küllî olması, tasavvurunun kendisinin onu çoklara yüklem yapmaya mani olmaması anlamına gelirken cüz’î bir mefhum ise aynı şartlarda çoklara yüklem olamayacaktır. Küllî’ye örnek olarak “insan, kitap, defter” gibi mefhumları gösterebiliriz. Cüz’î’ye ise “Ali, Ahmet, Mehmet” gibi muayyen şahıslar örnek gösterilebilir. “A B’dir” önermesinde “A” yerine küllî bir mefhum ikame edilmesi durumunda önerme mahsura…

Read More

İslamiyetin hususi ve yüksek tecellisinden biri daha ilk inkişafı devrelerinde tefekkürât-ı felsefiyyeyi uyandırması olmuştur. Ben bunu hemen hemen İslamiyete has bir vaka addediyordum. Çünkü her din ilk devrelerinde inhisarkâr olur. O zamanlarda düşünmekten ziyade vahiy ile sabit itikadâta inanılır. Böyle bir zamanda tenkit kabiliyeti bulunamayacağı için dinin mevzuu dahiline girmeyen meselelere temas etmekten çekinilir. Halbuki İslamiyette böyle olmadı. İnkişafının ilk devrelerinde bile din mevzuu dahiline giren meseleleri düşünmeye müsait oldu. İslamiyet nerelere gitmişse oralarda kuvvetli bir tefekkür ihtiyacı uyandırmış, felsefi düşünüş kabiliyetini artırmıştır. Bu devredeki İslam mütefekkirlerinin âsârı bunun en mühim şahididir. İslamiyete has olan bu tecellinin sebeplerini uzun uzadıya…

Read More

Çocuk beş altı yaşını geçtikten sonra söylemeye ve gözüne göründüğü şeyleri sormaya başlar. Sabi çocukların sorup anlamaları en malumatlı hukuk alimlerini hayrette bırakacak derecede lüzumlu mevad hakkındadır. Ehibbâ ve akrabamız dost ve misafirlerimiz uzun bir seferden geldiğimiz zaman ahvalimizi ne kadar iştiyakla sorarlarsa sabi çocukların sormaları bunlara nisbetle daha mülayim ve manidardır. Vakıa nereden gelip nereye gitmekte olduğumuz bizlere malum olmayan bir şey ise de bu dünya sefinesinin bizleri her halde bir yere götürmekte olduğuna şüphe yoktur. Sabi çocuklarımız ise bizim hareket ettiğimiz noktadan hareket ederek gelip bize yetişmektedir. Bu hususta her şeyi sormalarını bir taraftan yakınlık muhabbetinden, diğer taraftan…

Read More

Başı Sekizinci Nüshada… Erkek ile kadın arasında ailece lazım olan birlik ve muhabbet, her ikisinin birbirine küfüv -aynı derecede- olmasına bağlıdır. Böyle olmazsa yüksek olan tarafın aşağı tarafı istihfaf etmesine sebep olur. Erkek ile kadın her vakit birbirinin haklarına riayet etmezlerse her ikisi de bedbaht olur. Pek çok kimselerin alacağı kadının, varacağı erkeğin zenginliklerinden yahut peder ve validelerinin halk nazarında olan şöhretlerinden maada bir şeylerini görmedikleri vakidir. Böyle yapmak, aile teşkil etmek cihetince en büyük yanlışlıklardan olup acı meyvesi çok geçmeden görülür. Küfüvlük nedir? Avama göre: Nesil, mal ve can gibi şeylerde bir olmak; havasa göre ilim ve terbiyede birbirine…

Read More

Başı Sekizinci Nüshada (bkz. https://www.ikanakliilimler.com/aile-terbiyesine-dair)  Birbirinin tabiat ve ahlakından hoşlanmayan kimseler o derece çoktur ki iki adım bir yere dahi beraber gidemezler. Bu dünya seferinde birbirine ömür arkadaşı olan erkek ile kadının tabiatları birbirine muvafık olmazsa yürüyüşlerine nasıl devam edebilirler? Ve ne suretle bir can ve bir ten olurlar? Bu sebepten yoldaş ve ömür arkadaşı olan kadının halini biraz olsun anlamak lazımdır.  Alınacak kadın; asil nesepli, güzel, edepli, akıl ve bedeni salim, itimatlı kimselerden terbiye almış ve kendine emanet edilecek şeyler hakkında malumatı olup dünyanın ak ve kara günlerinde arkadaş olmaya layık olmalıdır. Gelecek günlerin maişetlerini güzel usul üzerine kurmak…

Read More

بسم الله الرحمن الرحيم Bismillâhirrahmânirrahîm Hamd, bizleri irşâd etmek için el-Kitâb’ı indiren âlim ve mütekellim Bârî sübhânehuya hastır. En güzel salât ve selâm ise vahyolunan el-Kitâb’ı bize eksiksiz teblîğ ve talîm eden Habîb-i Kibriyâ’ya aittir. Emmâ ba‘d: Birkaç ay önce önüme İsmail Kara hocanın “bir sayfalık kitap olabilir mi?” sorusuna cevap aradığı kısa bir yazısı çıkmıştı. Yazıyı mütalaa ettiğimde hocanın çok kıymetli bir sorunun peşinden gittiğini fark ettim. Kara hoca, günümüzde üniversite çevrelerinde muteber olan bazı sözlüklerden hareketle kitap (veya bu yazının devamında gösterilmeye çalışılacağı üzere kitâb) mefhûmunun bir tanımını yapmaya çalışıyordu. Bu tanımlar farklılaşsa bile hocanın da işaret ettiği…

Read More

Müellif: Rızaeddin Fahreddin Dergi: Asrî Müslümanlık Tarih: Rebiulevvel 1344 Mecmûamızda terbiye bölüğü açacağımızı yazmış idik. Bu günde dâhilî Rusya Müslümanlarının “Diniyye Nezâreti”nde reislik vazifesinde bulunan ve birçok kıymetli eserleriyle meşhur […] âlimimiz Rızaeddin Fahreddin hazretlerinin İstanbul Türkçesine çevrilen olan aile terbiyesine dair bir kitabı elimize geçti. Ziyâde ehemmiyetli olduğunu nazar-ı itibara alarak Asrî Müslümanlık Mecmûası’nın terbiye kısmına tefrika suretiyle basmaya karar verdik. Mündericesi şunlardır: Medhal – Aile ve kadın – Kadın ve terbiye – Çocuk terbiyesi ve kadın – İyi terbiye ve fenâ terbiye – Güzellik ve kadın – Alınacak kadın – Küfüvlük – Yaşta Muvafakat – Düğün -…

Read More

Cenab-ı Hak diyor ki: “يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمُ الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالًا كَث۪يرًا وَنِسَٓاءًۚ وَاتَّقُوا اللّٰهَ الَّذ۪ي تَسَٓاءَلُونَ بِه۪ وَالْاَرْحَامَۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَق۪يبًا” (Nisa, 1) “Ey insanlar, Rabbinizin emirlerine muhalefetten sakının ki sizi bir nefisten yarattı ve ondan zevcini yarattı ve o ikiden birçok erkek ve kadınlar saçtı, neşretti.” diye şimdiki âlem-i beşere hitap ile nefs-i vâhideden başlayarak yaratıldığını sonra zevce yaratılarak er ve kadın olup yeryüzüne âlem-i beşerin dağıldığını anlatmıştır. Bu ayetteki “nefs-i vâhide” tabiri gayet muciz, gayet dakik ilmi bir manayı şamildir. Anlaşılması cidden müşkül olduğundan muhterem müfessirler…

Read More

Herkesle güzel muamelede bulunmak şeriat-ı İslamiyye’nin birinci kaidelerinden ise de güzel muamelenin en elzemi kadın ile olan muameledir. Kadınlar İslam nazarında fevkalade muhterem kimseler olduğu gibi kadınlara riayet eden erkekler de en hürmetli olan erkeklerdir.  Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’inde kadınlar ile güzel muameleyi emretmiştir ki mezkur emri yerine getirmek her bir Müslümana lazımdır. Bundan dolayı her bir Müslüman, kadın(ı), lüzumu olacak şeyleri hazırlamaya ve kadını her bir müşkülattan kudreti yettiği kadar himaye etmeye, kadına karşı merhametli olmaya borçludur. Böyle muamelede bulunan erkeğin dünyası da güzel ahireti de rahat olur. Kadınla güzel muamele etmeyi şerefli bir vazife bilen zat şeriat ve…

Read More

Dünyada insanları birbirine rabt edip hepsinden bir heyʾet teşkil ettiren şeyin “ihtiyaç” olduğu malumdur. Yani dünyada yaşayan insanların birbirine muhtaç olmaları medenileşmelerine sebep olmuştur. Lakin bilir misiniz, erkek ile kadını birbirine bağlayan şey nedir? Hiç şüphe yoktur ki erkek ile kadını birbirine bağlayan şey “muhabbet”tir.  İzdivaç eğer köprüye teşbih edilirse “muhabbet” de köprüyü muhkem tutan kazıklara, eğer kargir bir binaya teşbih edilirse “muhabbet” de o binanın taşlarını birbirine rabt eden harca benzetilir. Muhabbet olan yere umran ve medeniyet gelir. Muhabbetin veda ettiği yere harabat çöker.  Ailenin ve ale’l-husus bütün dünyanın nizamı “muhabbet” ile birlikte yürümektedir. İnsana fazilet getiren, ahlakını düzeltip…

Read More

Müellif: İsmail Süleyman Bahçesaraylı Dergi: Asrî Müslümanlık Tarih: 4 Zilhicce 1343 (25 Haziran 1925) İslam dini, insaniyet ve beşeriyet dünyasının devam ve bekası için yaratılmış olan kadınlara erkeklerden ziyade kıymet ve ehemmiyet verdiği halde biz Müslümanlar o ehemmiyeti, o kıymeti zerre kadar olsun gerek bilerek ve gerek bilmeyerek takdîr edememiş ve onları adeta kendilerimiz için bir esir, bir oyuncak gibi zevkimize keyfimize alet edegelmişiz. Halbuki İslam dininde, bir erkek ne gibi hakka malik ise kadın da erkek gibi aynı hakka maliktir. Bir erkek, sahip olduğu bütün mal, mülk ve eşyasında hiçbir kimse tarafından tecavüz ve taarruza uğramadan tam hürriyetle nasıl…

Read More

Müellif: Abdülaziz Veliyyullah Dergi: Asrî Müslümanlık Tarih: Rebiülevvel 1345 Hâkimler, âmirler ve avâmü’n-nâsın köylü, şehirli ve aile başlarının her birinin vazife-i mahsusaları olduğu gibi ulemânın da büyük ve mühim vazifeleri vardır. Herkes öz vazifesini bilip icrâsında kusur etmemesi lâzımdır. Ulemâların vazifeleri, emr-i marûf ve nehy-i münkerdir. Yani ahaliye fâideli ve menfaatli şeyleri göstermek ve anlatmak, yol göstermektir. Bu fâideli ve zararlı şeyler nasıl bir şeydir? Benim fikrimce şudur: Okumak ve okumamaktır. Çünkü insanın dünya ve âhiretçe mesut olması okuma sayesindedir. Dünya ve âhiretin mahv ve perişan olması da okumasızlıktan ileri geldiği gün gibi âşikârdır. İşte bu iki meselenin zarar ve…

Read More