Yazar: İKAN Akli İlimler Merkezi

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذٖٓى اُنْزِلَ فٖيهِ الْقُرْاٰنُ هُدًى لِلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِنَ الْهُدٰى وَالْفُرْقَانِۚ فَمَنْ شَهِدَ مِنْكُمُ الشَّهْرَ فَلْيَصُمْهُۜ   (Bakara/185) Bu âyet-i celîlede şehr-i Ramazan ile nüzûl-i Kur’ân ve farziyyet-i sıyam gib üç mesele-i mühimme beyan buyurulmuştur. Zâhirde bu meseleler yekdiğerine o kadar hâ’iz-i nisbet değil gibi zan olunur. Mefâd-ı celîl-i hükm-i ilâhîyi îzah ile mesâ’il-i selâsenin münasebet-i asliyye ve âsâr-ı hikemiyye ve ameliyyesini beyan edeceğiz. Cenâb-ı Allah buyuruyor ki: Ramazan ayı kendisinde Kur’ân inzâl olunan bir aydır. Kur’ân ise nâsa hüdâ-yı mahz olup mâddeten ve hükmen beyyinât-ı hüdâyı câmi‘ olduğu gibi hey’et-i mecmû‘asıyla furkandır (mi‘yâr-ı hakk…

Read More

  Rûhiyyât İlmin, mebde’ veya ‘umdeleri itibariyle kısmeti Bugünkü mektepli münevverlerimizin bir kısmında bir vakitlerin “kara kitap”ta nice akar suların durması lazım geldiğine kâni olan zihniyeti yerine, ne dense “ilim” nakaratı kâim olmaya başlamıştır. Bunlara göre ilim mevzû‘una dahil olmuş bütün hâdisat her türlü şek ve şüpheden âzâde ve her suretle kâbil-i tahkik ve ispat bir takım hakikatlerdir. Binâenaleyh ilim nâmı altında ne görüp ne okumuşlarsa, bunlarda son ve ebedî hakikatleri öğrenmiş olduklarına kânidirler. Bu sebeple ilmin temellerini bir kere olsun tahkik etmek ve gayesini anlamak akıllarına bile gelmemiştir. Bu tasasızlığı, ilmin yalnız tatbikat ve cihet-i ameliyesini meslek edinmiş kimseler…

Read More

MANTIK TARİHİ YAZIMININ İMKAN VE SINIRLARINA DAİR BİRKAÇ NOT Müellif: Abdurrahman Beşikci Tarih: 12 Rebiülahir 1446 (15 Ekim 2024) Yayım Yeri: Bir İlim Merkezi Olarak İstanbul II: Fetih’ten Tanzimat’a Osmanlı’da Dini Düşünce, Ensar Yayınları, 2025. Osmanlı ulemasının gösterdiği ilgiye binaen mantık, Osmanlı konulu çalışmalarda muhakkak surette dikkate alınmalıdır. Zira bir Osmanlı aliminin zihin dünyasını teşkil eden unsurlardan biri de mantıktır. Dolayısıyla Osmanlı’daki mantık eğitimi, Osmanlı ulemasının kaleme aldığı eserlerin anlaşılmasında zemin teşkil edecektir. Zira kem âlet ile kemâlât olmaz ve mantık, insan zihninin en temel aletidir. Osmanlı ulemasının mantıkla kurduğu ilişkinin anlaşılması ve anlamlandırılması ise iki aşamada mümkündür: (i) Mantık tahsili, (ii) Mantık…

Read More

Ulûm-i İslâmiyye -2- Üçüncü nüshasından mâ-ba’d اَوَلَمْ يَتَفَكَّرُوا فٖٓي اَنْفُسِهِمْ مَا خَلَقَ اللّٰهُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَٓا اِلَّا بِالْحَقِّ وَاَجَلٍ مُسَمًّىؕ وَاِنَّ كَثٖيراً مِنَ النَّاسِ بِلِقَٓائِ۬ رَبِّهِمْ لَكَافِرُونَ (Rûm/8) Akl-ı beşer marifetullah için evvel emirde kitâb-ı kâinâtın sütûr-i hikmet-meşhûnuna atf-ı nazar-ı ibtisar edince gerçi isbât-ı vâcibü’l-vücûda rehyâb-ı muvaffakiyyet olur. Fakat isbât-ı vâcib bir idrâk-i mücmeldir ki -gayet karanlık bir gecede yoldan giden bir yolcunun yanı başında bir hareket vâki‘ olmasından orada kendisinden başka bir şeyin mevcut olduğuna katiyyen hükmettiği ve sonra da kendisine karşı “Adam sende orada hiç bir şey yok iken, sen evhâma kapılmışsın” denilmiş olsa şiddetle müdâfa‘a edeceği,…

Read More

Din Tabii, Din Umumi -2- Enbiyânın Teblîğ Eylediği Din-i İlâhînin Erkân-ı Mühimmesi Enbiyâ-yı kirâm hazerâtının vahy-i ilâhî olarak tebliğ eyledikleri “din-i ilâhî” esas itibariyle itikat, aʿmâl, ahlaktan ibaret üç rüknü ihtiva etmektedir. İtikat kısmını şu esaslar teşkil eder: 1)  Bütün kâinatın hâlık ve nâzımı olan bir vâcibü’l-vücûda ve o vâcibü’l-vücûdun sıfât-ı kemâliyye ile muttasıf, noksan sıfatlardan münezzeh olduğuna iman (tevhid ve tenzih). 2)   Meʿâd ve mesuliyyete (âhirete) iman. 3) Fetânet, emânet ve kemâlât-ı sâire ile mümtâz ve vâcibü’l-vücûd tarafından beşeriyete mebʿûs bir peygamberin “vahiy” suretiyle telakkî-i ahkâm ederek beşeriyete tebliğ eylediğine iman. 4) Meleklere iman[1] 5) Hâlık’ın sıfât-ı kemâliyyesini beyân…

Read More

Terbiye Felsefe Tedrîsâtı -3- Tecrübî felsefenin bize öğrettiği en büyük hakikatlerden biri de insanların en evvel muhitlerinde tesadüf ettikleri eşyayı tanımaya başladıkları ve yavaş yavaş tetâbük-i fi‘lî tekûmül ettikçe müşahhas olanlardan sonra mücerret olanları da idrake muktedir olabildikleri esasıdır. Pek küçük bir yaşta iken annesini, babasını tanıyıp bilen bir yavru, annelik ve babalığı ancak uzun seneler geçtikten sonra öğrenebiliyor. Çünkü ana ve baba, müşahhas vücutlardır; onları tanımak basit ameliyye-i rûhiyye ile, hatta sadece ihsâsât ile mümkündür. Fakat analık, babalık bir keyfiyettir ve tamamen mücerret bir mefhumdur. Onun içindir ki bunları anlayabilmek çocuğun fikren tekâmül etmesine vâbestedir. Bu hal bütün tedris…

Read More

Terbiye Felsefe Tedrîsâtı -2- Bu kısmın mevzûuna dâhil olmazdan evvel geçen makalemdeki son fikirleri -vâki‘ olan bazı istîzahlar hasebiyle- biraz tavzih etmek zarûretini duydum. Birinci makalede, tâlî tahsilde verilen malûmat-ı umûmiyye meyânında madiyyât ile maneviyyâtın imtizaç ettirileme(me)sinden dolayı gençlerimizin ruhlarında hâsıl olan kararsızlığı, alâkadar olanlara kısa, fakat müştekî bir lisan ile iblağ cüretinde bulunmuştum. Çünkü bu tahsil merhâlesinin itikâdımca “ta‘limî” olan vazifesinden mâ‘adâ bir de “terbiyevî” üf‘ûlesi mevcuttur. Bu vazifelerin birinin “terbiyevî” olmasının sebebi müdavimlerinin henüz kendi ruhlarındaki arzu ve iştiyaklara göre bir iman ve itikad mihrabı yapmaya kudret-yâb olamamalarındandır. Sultânîde tahsilde bulunan talebenin sinni – aşağı yukarı – on…

Read More

Din-i Tabîʿî, Din-i Umumî Asr-ı âhîrde Avrupa mütefekkirlerini din taharrîsine sevk eden esbab -din-i tabîʿî taraftarları- din-i tabîʿînin esasları hakkında Jul Simon, Karo (?), Fonsegrive’nin (?) fikirleri -din-i tabîʿînin erkân-ı mühimmesi- din-i tabîʿînin usul ve fürûʿu hakkında izahat -enbiyânın teblîğ eylediği din-i ilâhînin erkân-ı mühimmesi- enbiyâya mensup olan edyân-ı münzele ile felâsifenin lüzum gösterdikleri din-i tabîʿî arasında mukayese -din-i tabîʿî, edyân-ı münzeledeki esasât-ı tabîʿîyyeden başka bir şey midir? – din-i hak ve şerâʾiti: vahdet-i hakikiyye ile muttasıf bir vâcibü’l-vücûda müstenit olması; baʿsü baʿde’l-mevt itikâdını hâvî olması, enbiyâdan birine mensup ve bütün enbiyâyı musaddık bulunması… Bazı Avrupa mütefekkirlerinin din taharrîsine sevk…

Read More

Giriş Hamd alemlerin rabbi olan Allah’a, salat ve selam hatemü’l-enbiya Resûlüllah’a ve ona tabi olanlara olsun. 2024 yılının Mart ayında, Nevzat Kaya ile tanıştırıldığım gün, hoca sohbetin sonuna doğru “Sana bildiklerimi öğretmek istiyorum” dedi. Bu sözleri ile hislerime tercüman olmuştu. Zira tanışmadan evvel bana kendisinden bahsettiklerinde ilk düşündüğüm şey, eski Türkçe konusundaki yetersizliğim ve bu noktada hocadan istifade edebileceğim gerçeği idi. Her insan ummandan bir katredir. Kendisi ile tedris ummanından özel ve özlenen bir damlayı tatmış oldum. Zira kendisi ilme, talebeye öyle kıymet verirdi ki, talebeler hürmet noktasında kendisine genellikle yetişemezdi. Onunla ders yaparken ilk öğreneceğiniz şey ilme önem göstermek…

Read More

Terbiye Felsefe Tedrisatı -1- Bu makalede felsefe derslerinin tâli tahsildeki fevkalade ehemmiyetini ve bu dersin şimdiye kadar uğradığı ihmaller ile bunun tevlid ettiği netâyic-i terbiyevîyeyi kudretim nispetinde teşrih ve tefsire çalışacağım. Bilhassa bu mevzuyu intihab edişimizin sebebine gelince: Münevverimizin hâl-i hazırdaki teşevvüş-i rûhiyyeleri o derece bariz bir şekil almıştır ki, bunu görüp de onu tevlid eden esbâbı izâle, hiç olmazsa irâʾe için nefsimi zapta mukadder olamamaklığımdır. Yuvasını kaybetmiş kuşlar gibi oraya buraya baş vuran; bazen kendi din ve mektebini istihkâra tasaddî ve binnetice rûhen tereddî eden; bazen de hakâyık-ı müsbetenin lüzumunu inkâr ederek binnetice beri itip, sürüklemekte olan seyl-i…

Read More

Geçen makalemizde, İslamiyet tulûʿ ettiği zaman rûy-i zeminde medeniyet namına hiçbir şeyler olmadığını delâil-i vâzıha ile ispat etmiş, medeniyet-i hakikiyyeyi cihana neşreden İslamiyet olduğunun izahatını diğer makalelerimize bırakmıştık. Binaenaleyh bu makalemizde, İslam, medeniyet-i sahihanın menbaı olduğunu umumi bir surette izah ve bu iddiamızı bizzat Avrupa ulemasının sözleriyle de işhad edeceğiz. Fakat şurasını da söylemek lazımdır ki, din-i İslam’ın menba-ı medeniyet olduğunu ecnebin sözleriyle işhad etmekten maksadımız İslam’ın hakikaten medenî bir din olduğunu bunlardan istidlal etmek değildir; çünkü bu hakikat malumdur, bunu inkâr etmek için derya-yı taassuba, mükâbereye dalmak lazımdır. Ancak, bu suretle ispat-ı müddeʿa etmekten yegane maksadımız, kalplerinden perde-i taassubu…

Read More

Asr-ı ahîrde yetişen fuzalâ-yı Osmaniyye’den bir zât-ı stûde-simât olup (Manastır) civarındaki (Florina)’dandır. Ale’l-usûl ikmâl-i tahsilden sonra vatanında telif ve tedris ile imrâr-ı hayat ederek (1244) tarihinde irtihal eyledi. Ziyaret ettiğim kabr-i âlileri (Kışla) arkasındaki makâbir-i Müslimîndedir. İlm-i mantıktaki ihtisasından nâşi zamanında (Mantıkî) şöhretiyle benâm idi. Âsârının tabʿına himmet olunmadığından fazl u kemâli nisbetinde şöhret bulamamıştır. Bu âsârın mütâlaasından mazanneden bir zât-ı âlî oldukları anlaşılmaktadır. Görülebilenleri berveçh-i âtîdir: (Şerh-i Şifâ-yı Şerif): Dört cild üzere müretteb olup hatt-ı destiyle muharrer nüshası (Florina)’da tarikat-ı Nakşiyye’den Baba Efendi Dergâhı kütüphanesindedir. (Hâşiyetü’l-Beyzâvî): Tefsir-i Beyzâvî’nin Nebe cüzüne dair olup bunun da bir nüshası (Florina) müftü-i sâbık…

Read More

Müellif: Mustafa Sabri Efendi Dergi: Sebîlürreşâd Tarih: 25 Şevval 1337 Şeyhülislam Efendi hazretlerinin ahîran intişar eden “Yeni İslam Müctehidlerinin Kıymet-i İlmiyyesi” ünvanlı eser-i fâzılânelerinin hâtimesidir: Son zamanlarda, ale’l-umûm Müslümanların maddiyatını zebûn eden Avrupa terakkiyat-ı medeniyyesi birçok mütefekkirimizin maneviyâtında da tahribat icra etmiş olduğu için, münazırım da, fikrindeki hürriyete ve zatındaki ulüvv-i himmete rağmen, bu maraz-ı sârînin tesîrinden azade kalamamıştır. Yani Avrupa’nın terakkiyat-ı hâzırası o derece gözünü doldurmuş ki nevʿan-mâ kudret ve azamet-i ilâhiyyeyi unutturmuştur. Kavî ve müterakkî gördüğü Avrupalıları bizim ile ölçmekten hatırında kalan hiss-i aʿzam, kudret-i ilâhiyye ile ölçerken de muhakemesi üzerinde hâkim olmaktan hâlî kalmamıştır. Bu hâlin tesîri, münazırımın üçüncü davasına…

Read More

Akıl, dinin ilk yardımcısıdır ve mahsûs âlem-i  hâriçten, vücûduna kâniʿ olduğu ilk şeyle de bu yardıma müheyyâdır. Bu hakikat, kitabın ihtiva ettiği bahislere girişildikçe, daha ziyade kesb-i vuzûh edecektir. Lakin, hâl-i hâzırdaki Hıristiyanlığın akıl ile aralarındaki münâfât ve yeni Şarklı müteallimlerin İslâm harsinden ve fikr-i mantıkîsinden behreyâb olmak yerine Garb harsiyle yetişmiş olmaları, onlar indinde meselenin birçok cihetlerden müşevveş bir hale gelmesine sebep olmuştur. Evvela: Dinin akıl ile itilaf etmediği zannı; sonra dînin bu kusuru müvâcehesinde, onun akıldan ayrıysa bile, fazîletle birlikte deverânı yüzünden,  aklın, dîni müteâkip fazîletle münâfâtı, bu suretle akla noksan îrâsı ve dînin  akıldan, aklın da fazîletten…

Read More

Tartışmanın alevlenmesine ramak kala duyulan bir söz: “Mevzuyu şahsileştirme”. Peki mevzû’ nedir ve nasıl şahsileştirilir? “A B’dir” şeklindeki bir önermede kendisine hükmedilen ögeye (A) mevzû’, kendisiyle hükümde bulunulan ögeye ise (B) mahmûl adı verilmektedir. Mevzû’daki mefhum ancak şu ikisinden biri olabilir: i) Küllî, ii) Cüz’î. Bir mefhumun küllî olması, tasavvurunun kendisinin onu çoklara yüklem yapmaya mani olmaması anlamına gelirken cüz’î bir mefhum ise aynı şartlarda çoklara yüklem olamayacaktır. Küllî’ye örnek olarak “insan, kitap, defter” gibi mefhumları gösterebiliriz. Cüz’î’ye ise “Ali, Ahmet, Mehmet” gibi muayyen şahıslar örnek gösterilebilir. “A B’dir” önermesinde “A” yerine küllî bir mefhum ikame edilmesi durumunda önerme mahsura…

Read More

İslamiyetin hususi ve yüksek tecellisinden biri daha ilk inkişafı devrelerinde tefekkürât-ı felsefiyyeyi uyandırması olmuştur. Ben bunu hemen hemen İslamiyete has bir vaka addediyordum. Çünkü her din ilk devrelerinde inhisarkâr olur. O zamanlarda düşünmekten ziyade vahiy ile sabit itikadâta inanılır. Böyle bir zamanda tenkit kabiliyeti bulunamayacağı için dinin mevzuu dahiline girmeyen meselelere temas etmekten çekinilir. Halbuki İslamiyette böyle olmadı. İnkişafının ilk devrelerinde bile din mevzuu dahiline giren meseleleri düşünmeye müsait oldu. İslamiyet nerelere gitmişse oralarda kuvvetli bir tefekkür ihtiyacı uyandırmış, felsefi düşünüş kabiliyetini artırmıştır. Bu devredeki İslam mütefekkirlerinin âsârı bunun en mühim şahididir. İslamiyete has olan bu tecellinin sebeplerini uzun uzadıya…

Read More

Çocuk beş altı yaşını geçtikten sonra söylemeye ve gözüne göründüğü şeyleri sormaya başlar. Sabi çocukların sorup anlamaları en malumatlı hukuk alimlerini hayrette bırakacak derecede lüzumlu mevad hakkındadır. Ehibbâ ve akrabamız dost ve misafirlerimiz uzun bir seferden geldiğimiz zaman ahvalimizi ne kadar iştiyakla sorarlarsa sabi çocukların sormaları bunlara nisbetle daha mülayim ve manidardır. Vakıa nereden gelip nereye gitmekte olduğumuz bizlere malum olmayan bir şey ise de bu dünya sefinesinin bizleri her halde bir yere götürmekte olduğuna şüphe yoktur. Sabi çocuklarımız ise bizim hareket ettiğimiz noktadan hareket ederek gelip bize yetişmektedir. Bu hususta her şeyi sormalarını bir taraftan yakınlık muhabbetinden, diğer taraftan…

Read More

Başı Sekizinci Nüshada… Erkek ile kadın arasında ailece lazım olan birlik ve muhabbet, her ikisinin birbirine küfüv -aynı derecede- olmasına bağlıdır. Böyle olmazsa yüksek olan tarafın aşağı tarafı istihfaf etmesine sebep olur. Erkek ile kadın her vakit birbirinin haklarına riayet etmezlerse her ikisi de bedbaht olur. Pek çok kimselerin alacağı kadının, varacağı erkeğin zenginliklerinden yahut peder ve validelerinin halk nazarında olan şöhretlerinden maada bir şeylerini görmedikleri vakidir. Böyle yapmak, aile teşkil etmek cihetince en büyük yanlışlıklardan olup acı meyvesi çok geçmeden görülür. Küfüvlük nedir? Avama göre: Nesil, mal ve can gibi şeylerde bir olmak; havasa göre ilim ve terbiyede birbirine…

Read More

Başı Sekizinci Nüshada (bkz. https://www.ikanakliilimler.com/aile-terbiyesine-dair)  Birbirinin tabiat ve ahlakından hoşlanmayan kimseler o derece çoktur ki iki adım bir yere dahi beraber gidemezler. Bu dünya seferinde birbirine ömür arkadaşı olan erkek ile kadının tabiatları birbirine muvafık olmazsa yürüyüşlerine nasıl devam edebilirler? Ve ne suretle bir can ve bir ten olurlar? Bu sebepten yoldaş ve ömür arkadaşı olan kadının halini biraz olsun anlamak lazımdır.  Alınacak kadın; asil nesepli, güzel, edepli, akıl ve bedeni salim, itimatlı kimselerden terbiye almış ve kendine emanet edilecek şeyler hakkında malumatı olup dünyanın ak ve kara günlerinde arkadaş olmaya layık olmalıdır. Gelecek günlerin maişetlerini güzel usul üzerine kurmak…

Read More

بسم الله الرحمن الرحيم Bismillâhirrahmânirrahîm Hamd, bizleri irşâd etmek için el-Kitâb’ı indiren âlim ve mütekellim Bârî sübhânehuya hastır. En güzel salât ve selâm ise vahyolunan el-Kitâb’ı bize eksiksiz teblîğ ve talîm eden Habîb-i Kibriyâ’ya aittir. Emmâ ba‘d: Birkaç ay önce önüme İsmail Kara hocanın “bir sayfalık kitap olabilir mi?” sorusuna cevap aradığı kısa bir yazısı çıkmıştı. Yazıyı mütalaa ettiğimde hocanın çok kıymetli bir sorunun peşinden gittiğini fark ettim. Kara hoca, günümüzde üniversite çevrelerinde muteber olan bazı sözlüklerden hareketle kitap (veya bu yazının devamında gösterilmeye çalışılacağı üzere kitâb) mefhûmunun bir tanımını yapmaya çalışıyordu. Bu tanımlar farklılaşsa bile hocanın da işaret ettiği…

Read More