Blog

[رسالة الظروف]  [للملا يونس الأرقطيني بترجمة الملا  محمد شيرين] الحمد لله وكفى والصلاة والسلام على سيدنا محمد المصطفى وعلى آله واصحابه اهل الصدق والصفا. وبعده فاعلم أيها الأخُ العزيز – وفَّقك الله لما يحبه ويرضاه – أنّ كل شيء هو موجود في الدنيا: إما ظرف أو غير ظرف. ولا نعني…

Anadolu Mektubları [I] Birgi  Bu yaz, tebdîl-i hava için Birgi nâhiyesinin yaylası olan Bozdağ’a gittiğimi, bu münasebetle ora ahvâline dair bazı malûmat vereceğimi bundan birkaç hafta evvel söylemiştim. Birgi ve Bozdağ’da iki ay kadar bulunduğum cihetle hakikaten oralara ait pek çok malûmat elde etmek mümkün idi; lâkin biz, esasen sağlam…

Felsefe-i İslâmiyye [II] Bundan sonra; evvela ma‘âdin, sâniyen nebâtât-ı evveliyye, sâlisen hayvânât, râbi‘an âlem-i kübrâ sıfatıyla mümtâz olan insan sahrâ-yı vücûda gelmiş oldu. Bütün âlemin işbu tertip ve sûret üzerine vücûd-pezîr olmasına yegâne sebep yukarıda bulunan madde ve kuvvet olup bunlar ise ezelî ve ebedîdir. Bütün esbab ve ‘ilel teferruâtıyla…

Edebiyat Tarihi Şeyh Gâlib’e Dair (Şeyh Gâlib’e dair altı sene evvel yazılıp neşredilememiş bir kitabımızdan müstahrec) Münekkit için tedkîk edeceği sanatkârın başlıca mîzâcını bilmek kadar mühim bir şey yoktur. Onun hayat, ma‘îşet tarzı, adetleri, ahlâkı, husûsî hâlleri hakkında malûmatımız ne kadar fazla ve sahih olursa, manevî şahsiyetini o kadar kuvvet…

Felsefe-i Dîn-i İslâm [I] وَلَقَدْ كَرَّمْنَا بَنِي آدَمَ وَحَمَلْنَاهُمْ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ  إِنَّ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَاخْتِلَافِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ لَآيَاتٍ لِأُولِي الْأَلْبَابِ  Bütün kâinatta bulunduğu hâl ve mevki‘ni muhâfaza eden hiçbir mevcut bulunmadığı, umûmî bir tebeddül ve teğayyür kânûnuna tâbi‘ bulunduğu dînen, fennen ve aklen sâbittir. Mesela ‘avârız-ı…

Diyânetin Medeniyete Lüzûmu -2- (mâ-ba‘d) Kurûn-i ûlâda efrâd-ı ahâlîden re’y toplansaydı içlerinde bulunan Eflâtun ve Aristo gibi dehât-ı nâdirenin re’yleri ekalliyette ve belki nüdrette kalacak idiği pek kavî teslîm edilir. O hâl bu zamanlarda da cârîdir. Câhilden bile savâb sudûru imkânı şöyle dursun köşe ve bucaklarda kendisi teşhîr ve fikrini…

Müslüman Saati -Yolu geç bulmuş bir kalbin muhabbetiyle- Falih Rıfkı’ya İstanbul’u yenileştiren ve yerlisini şaşırtan istilâların en gizlisi ve en te’sirlisi, yabancı saatlerin hayatımıza girişi oldu. “Saat”ten kastımız, zamanı ölçen alet değil, fakat bizzat zamandır. Eskiden kendimize göre yaşayışımız, düşünüşümüz, giyinişimiz ve kendimize göre dinden, ırktan ve ‘an‘aneden hayat alan…

Diyânetin Medeniyete Lüzûmu -1- Benî Âdem münferiden dağlarda gezip ot yemeleri farz olunsa bile, hararet ve bürûdetin şiddetinden ve hayvânat ve vuhûşun tecâvüz-i vusûletinden nefsini muhafaza için elbise ve süknâ ve esliha ve bunları tedarik için yekdiğeri ile isti‘âne ve içtimâ‘a ve hele ibkâ-yı nev‘i için her hâlde tecâmu‘ ve…

Kalple Dil  Kalbi olanların dili yok, dili olanların kalbi yok. Yoksa bugün Türk şiiri ve nesri taş yürekleri eriten bir şey olurdu; bu devir bir taraftan ağrılarıyla, sızılarıyla, acılarıyla, ölümleriyle, matemleriyle, hasretleriyle, bir taraftan da atılışlarıyla, isyanlarıyla, ümitleriyle, emelleriyle, harikalarıyla o kadar feyyaz bir devirdir. Büyük millet şerefli zamanlarında lisânını…

İlm-i Sarf ve Nahiv İlm-i sarf kelimâtın iştikak ve tasrîfinden yani sîğalarına kâ‘ide üzere tağayyür edeceğinden ve ilm-i nahiv dahi i‘râbdan yani evâhir-i kelimâtın ne vechile telaffuz olunmasından bahseder. Kavâ‘id-i lisânın bu vechile sarf ve nahve taksîmi Arabî’ye mahsustur. Elsine-i sâirede yekdiğerinden tefrîk olunmayıp ikisine birden kavâ‘id-i lisân ıtlâk olunur.…

Terbiye Tâlî Tahsilde Vahdet -5- Ayrılıklarımız nereden geliyor? Sultânî tedrîsâtı hakkında yazdığımız makalelerin dördüncüsünde tâlî tahsilde vahdet meselesi mevzû‘-i bahs etmiştim. Fakat o makale nihayet bir mukaddime mâhiyetinde idi. Burada ise doğrudan doğruya o mevzûya dâhil oluyorum. Malumdur ki ayrılıkları def ü ref‘ edebilmek birleşilen noktaları bulmakla, birleşmekte; o ayrılıkların…

Kudretullah Birinci inkılâb-ı Osmânî’nin eyyâm-ı pîşîninde “Tahayyür” ser-nâmesiyle o sırada intişâr etmekte olan “Şark” gazetesine yazdığımız bir makalede îrâd eylemiş olduğumuz fıkra-i tarihiyyeyi şuraya naklediyoruz. Cenâb-ı Risalet-me’âb-ı A‘zam sallallâhu  Te‘âlâ ‘aleyhi ve sellem efendimizin âlem-i bâlâyı teşriflerini müteâkip pîrâye-bahş-ı serîr-i hilâfet olan Hazret-i Sıddîk-ı Ekber’in peder-i muhteremleri Ebû Kuhâfe radıyallâhu…

Yazı Dili Konuşma dili kendiliğinden husûle geldiği halde yazı dili her lisanda behemehâl bir îcâda tevakkuf etmiştir. Evvelkisi hiç hissedilmeden öğrenildiği halde ikincisi bir ilim gibi tahsîle mütevakkıftır. Yazı dilinin bu ehemmiyeti dolayısıyladır ki eski Firenk milletleri yazının menşe’ini ilâhî bir ilhâma atfetmişlerdir. ‘İbrânîler, eski Mısırlılar, eski Yunânîler hep bu…

Tâlî Tahsilde Vahdet -4- [Felsefe Tedrisâtı makale serisinin devamı] Asrın ulemâsı, hukemâsı ve din, ahlâk ve hukuk gibi şu‘ûbât-ı içtimâ‘iyye mütehassısları –diyebilirim ki bilâ istisnâ– insanlar arasında mevcut nifak ve iftirâkın esbâbını arayıyor ve bu mühim mesele-i hayatiyyeyi diğer bütün mesâ’ile pek haklı olarak takdîm ediyorlar. Nitekim tarih-i medeniyet bu…

İskolastik[1] Mecmû‘a-i Ebü’z-Ziyâ’nın 149 numaralı nüshasında “iskolastik” ünvanlı bir makale hayretimi celbetti de, o makale hakkında bir iki söz söylemekten kendimi alamadım. Makalenin tarz-ı ifadesi bir musâhabe, hey’et-i mecmû‘ası medâris-i İslâmiyye’de tedrîs olunan ulûmun bir hiçten başka birşey olmadığına iman, gâye-i hakîkiyyesi de bunların ortadan kaldırılmasının vücûbuna istidlâldir. Makale sahibinin…

Mütâla‘a-i Mahsûsa Islâh-ı Tedris Hakkında Medârisimizin bugünkü hâl-i esef-engîz-i harâbîsine şöyle bir atf-ı nigâh eden erbâb-ı hamiyyet ve vicdan, ashâb-ı fazîlet ve îmânın sirişk-efşân-ı teessür olmaması kâbil midir? Hele şu son senelerde tâ kalbgâhına saplanılan nâhun-i istibdad, zaten vâdî-i hasar ve muhâtaraya yuvarlanıp gitmekte olan o dârü’l-fezâ’ ile ne kadar…

Medâris-i İlmiyye Bugün şüphe ve tereddüt götürür mevâddan değildir ki, hayat-ı milliyye ancak ilm ü hünerle kâimdir. Bu ilm ü hüner ise dînî, millî, medenî gibi taksîmât-ı asliyyeye inkisâm eder. Garb akvâm-ı mütemeddinesi nazarında malûmât-ı dîniyye denilince sırf akâid ve felsefe-i diyânet vârid-i hatır olur. Bizde şerîat-ı garrâ-yı İslâmiyyede malûmât-ı…

Ulûm-i İslâmiyye -3- (Mâ ba’d) Buraya kadar serdettiğimiz mebâhis ʿulûm-i İslâmiyye’nin me’haz ve maksadı hakkında bir fikr-i mücmel hâsıl edebilmek için bast edilmiş idi, şimdi maksada şurûʿ edelim. Me’hazı kitâb-ı kâinât ile kitâb-ı hitâb olan ʿulûm-i İslâmiyye’nin şuʿubât-ı şettâsı bir maksatta, saâdet-i insâniyye maksadında iştirâk eder ki, dîn-i hakkın gâyet-i…

Bekâ Din ile Kâimdir İlme’l-yakîn bilinmelidir ki, kâinatta bekâ-yı vücûdumuz, ancak din ile kâ’imdir. Bir din ki, saâdet-i beşeriyyeyi –fevka’l-ʿukûl– te’mîn etmiştir. ‘Ulüvv-i şânını anlamak isteyenler târîh-i İslâm’a mürâca‘at edebilirler. Yahut –ulûm-i şettâda mütebahhir, hasîsa-i insaf ve nasafet ile mütenevvir iseler– Hazret-i Kur’ân-ı Hakîm’in ahkâm-ı hidâyet-nisârından keşf-i hakîkiyyet ederler. Erbâb-ı…

‘Umdetü’l-Îkân Dünya mükerrem âdeme nişîmengâh olduğu gün pişgâh-ı Hüdâ’da nâm-ı beşeriyyete secde edilerken tavk-i kudret tebcil olunmuştu. Vakit vakit peygamberân-ı ‘izâm ve rusül-i kirâm ba‘s olarak mu‘âşeret-i hayâtiyye rahle-i ümmette okunmaya ve âlem-i imkânın da esrâr-ı u‘cûbesi birer birer ihtiyâcât-ı beşeriyyeye sokulup işe yaramaya başladığı zaman, insanlar kavânîn-i tabî‘iyyeden ders…