بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ
شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذٖٓى اُنْزِلَ فٖيهِ الْقُرْاٰنُ هُدًى لِلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِنَ الْهُدٰى وَالْفُرْقَانِۚ فَمَنْ شَهِدَ مِنْكُمُ الشَّهْرَ فَلْيَصُمْهُۜ (Bakara/185)
Bu âyet-i celîlede şehr-i Ramazan ile nüzûl-i Kur’ân ve farziyyet-i sıyam gib üç mesele-i mühimme beyan buyurulmuştur. Zâhirde bu meseleler yekdiğerine o kadar hâ’iz-i nisbet değil gibi zan olunur. Mefâd-ı celîl-i hükm-i ilâhîyi îzah ile mesâ’il-i selâsenin münasebet-i asliyye ve âsâr-ı hikemiyye ve ameliyyesini beyan edeceğiz.
Cenâb-ı Allah buyuruyor ki: Ramazan ayı kendisinde Kur’ân inzâl olunan bir aydır. Kur’ân ise nâsa hüdâ-yı mahz olup mâddeten ve hükmen beyyinât-ı hüdâyı câmi‘ olduğu gibi hey’et-i mecmû‘asıyla furkandır (mi‘yâr-ı hakk ve bâtıldır). Her kim sizden ru’yet-i hilal ile şühûd-i şehre vâsıl olursa sâ’im olsun.
Ramazân-ı şerîfin münezzel-i Kur’ân ve bu teşrife mahal olmasında hikmet, Ramazân’ın şehr-i sıyam olmuş olacağı bî-iştibâhtır.
Kur’ân-ı azîmü’ş-şân câmi‘-i beyyinât-ı hüdâ olup inzalden maksad-ı aslî kabul ve ısğâ gibi iki şart ile hâsıl olur. Bu iki şart ise nefs-i insânîdeki mevcudiyetin evzâ‘ına göre olabilir. Evzâ‘-ı nefîse hiçbir zaman sabit ve tahavvülden masûn olamaz. Binâenaleyh vaziyet-i nefsiyeye bir karargâh bulduktan sonra şarteyn-i ma‘lûmeynin zemîn-i husûlünü tetkik iktizâ eder.
Sıyam şehvet-i insâniyyeyi tazyik eden bir hudûd-i muvakkattır. Bir hüküm ile iştihâ tahdid edildiği zamanlarda nefs-i insânî bir takım ‘alâyık-i şehvâniyyeye takılmakdan -bir müştehâdan bir müştehâya nakl-i iştihâ etmekten- hâlî olamaz. Bütün müştehiyyât-ı nefsâniye addolunan şeyler ise enfüsî ve hissî olup onlarla iştigal sebebiyle kalb-i insânîde olan şu’ûnât-ı rûhâniyyeyi idraktan müfekkire mahrûm ve âfâk-ı hakîkattan tecellî eden lema‘ât-ı envâr-ı ulûm-i ilâhiyyeden akıl mehcur olur.
Dâire-i akıl ve fikir de kabul ve isğâya zemin müsâit bulunamaz binâen ‘alâ-zâlik sıyam ile iştihâya vaz‘ ettiren hadd-i zarûrî ve âzâdegî ubûdiyyetle kuvve-i akliyye ve rûhâniyyede rû-nümâ olan tecerrüd ve inkıtâ-ı muvakkat te’sîriyle bir zemîn-i kabul ve isğâ hasıl olduğuna mebnî şehr-i sıyamda nüzûl-i Kur’ân’ın ne kadar maksad-ı aslîye mutâbık olacağı vâreste-i îzah ve beyandır.
Mesâ’il-i selâseye bahis intikal ettiğinde görürüz ki bir şehr-i Ramazan bir de nüzûl-i Kur’ân bir de sıyam vardır.
Şehr-i Ramazân’ın ayrı bir mevcûdiyeti vardır.
Bu âyet-i celîlede mevzû‘ bahis olması kendinin münezzel-i Kur’ân olmak gibi bir sıfât-ı ‘aliyye ile mevsûfiyyeti itibarıyladır. Hâlbuki Kur’ân-ı Kerîm her şahsın hayât-ı dîniyyesinde rehber-i hidâyet olduğu gibi bütün dünyanın hayât-ı kevniyyesinde de hüccet-i hidâyet ve burhân-ı yakîn ve isâbettir. Zâtında bu evsâfı hâ’iz ve câmi‘ olan Kur’ân-ı hakîm nâzil olduğu bir kıt‘a-i zaman ki “Şehr-i Ramazan” ile mevsûmdur. Ânın hilâli ru’yet olunduğunda hemen sâ’im olmak lüzûmunu Allah beyan buyurmuştur.
Bu lüzum şehr-i Ramazan münasebetiyle midir? Ânifen zikir olunduğu vechile nüzûl-i Kur’ân, Ramazan’da olan sıyam itibâriyledir, demiştik. Binâenaleyh lüzûm-i sıyamda nüzûl-i Kur’ân münasebetiyle olmak zarûrîdir. Çünkü zâtî itibârıyla “zaman” hem bir emr-i itibârî hem de mütesâviyetü’l-ahyandır. Şehr-i Ramazân’a bu şahsiyet-i mahsûsayı i‘tâ eden nüzûl-i Kur’ân ile ânı kabul ve isğâya insânı daha ziyade müste‘id kılan sıyamdır. Burada zât-ı sıyam ile tahsis olunan zaman hakkında felsefî bir mütâla‘a beyan etmek istiyorum.
Zâtında, sıyam bütün şerâ’itini nazar-ı itibâra alındığında görülür ki ‘ale’l-ıtlak müştehiyyâtdan inkıtâ‘-i muvakkattır -muvakkat bir mahrûmiyyettir-. Biz müştehiyyâttan inkıtâ‘ ile kendinde ittisâl-i me‘âlî ve i‘tilâ-yı manevî ve rûhânî peydâ olan nüfûs-i zekiyye ashâbını tasavvurla “müştehiyyâttan inkıtâ‘” ta‘bîrini isti‘mal ettik, yoksa muvakkat bir mahrûmiyyettir ki ma‘îşetin derecât-ı müte‘addidesini işgal eden efrâd-ı muvahhidînin mâ-beynini ta‘dil ve tesviye eder. Nasârâ’nın perhîzi ile mukâyese edildiğinde derhâl tayin eder ki ibâdet olmak; lafzıyla, manâsıyla sıyâma tahassus eder. Perhiz lafzı itibâriyle bir kere sıhhî olur. Mevsim itibâriyle de iktisâdî olur.
Memnû‘ olan at‘imeye nisbetle ağniyâ olan zamanında daha latif mat‘ûmât tedarik eylediğinden, perhiz[de] kat‘iyyen hikmet ve şerîta-i ibâdet görülemez. Bir kerede bir kısım nimet-i ilâhiyyeden bilâ-sebep memnû‘iyet dolayısıyla perhiz tecziyyeye de müşâbihtir.
Cenâb-ı Hakk’ın Benî İsrâ’îl’e bazı mat‘ûmâtı haram ettiği onların cezâ’en memnû‘iyyetleri esas-ı perhîzin vaz‘ ve tasavvurunda asıl olabilmekte mümkündür.
Diğer iki itibara bir üçüncü de mutlaka bu olacaktır. Nasârâ “Maksad, Allah’ı ta‘zimdir”, deseler de inkıtâ‘ tam ile sıyam şeklinde olmadıkça isbât-ı müdde‘âda pek çok müşkilâta tesadüf ederler.
Zamân-ı sıyâma gelince: sıyâmın farziyyeti hilâl-i Ramazân’ın şühûduna ta’lîk buyurulmuştur.
Şehr-i Ramazan ise şühûr-i kameriyyeden olup küre-i kameriyyenin devr-i senevîsi küre-i şemsiyyenin devr-i senevîsinden noksan olması cihetiyle te’hir ederek bir şehr-i kamerî şühûr-i şemsiyyenin kâffesine otuz altı sene içinde uğramak tabî‘î olduğuna nazaran şehr-i Ramazan ve sıyam bütün mevâsimi devr ve yetmiş beş yaşını ikmal eden bir zâtın bütün ömründe iki kere bütün mevâsimde sâ’im olması lâzım gelirken sıyam ile bütün ‘ibâdullâhın mâ-beynini bütün merâsimin hükmünce olan mahrûmiyyetlerde ta‘dil ve tesviye etmek kadar hikmet-i vâsi‘ ve fıtrat-i şâmil bir gâye-i bedî‘anın başka bir sûretle husûlü imkan hâricindedir. Yalnız sıyâmın zât ve zaman hasbiyle olan mevki‘i düşünülmek dîn-i İslâm için hüccet-i kâtı‘a-ı ezeliyyet ve ebediyyettir.
Bu perhiz gibi şehre değil de mevâsime tahsis olunmuş olasa idi, ‘ubûdiyyetten ziyade menâfi‘-i dünyeviyyeye muvâfakat şâ’ibesinden âzâde olamaz idi.
Mevâsim-i sene-i şemsiyyenin fusûlünden ibaret olup lâ-yeteğayyer olması cihetiyle mevâsime mahsûs olan ibâdâtın ilcâ’ât-ı tabî‘iyye âsârı olması daha ziyade akla mülâyim gelir. Nitekim de öyledir. Binâen ‘alâ-zâlik âyet-i celîle-i rabbâniyyenin mefâd-ı ‘âlîsi daha pek çok me‘âliyyât-ı mühimme ile mâlî ise de acz-i beyan bu kadar ile iktifâya icbar eyledi. Mâ-ba‘dini erbâb-ı fazla bırakıyoruz.
فَسُبْحَانَ اللَّهِ رَبِّ الْعَالَمِين.
Kastamonu’da Sûfî-zâde
Mehmed Tevfîk
Hazırlayan ve Editör: Emir Çakır
Link
https://isamveri.org/pdfosm/D00524/1328_174/1328_174_MEHMEDT.pdf


15 yorum
https://shorturl.fm/SOW8g
https://shorturl.fm/vt2AA
https://shorturl.fm/Vr70t
https://shorturl.fm/zrJ3m
https://shorturl.fm/AfijG
https://shorturl.fm/bQYQp
Fast indexing of website pages and backlinks on Google https://is.gd/r7kPlC
Hello https://is.gd/tvHMGJ
**aquasculpt**
aquasculpt is a premium metabolism-support supplement thoughtfully developed to help promote efficient fat utilization and steadier daily energy.
**men balance pro**
MEN Balance Pro is a high-quality dietary supplement developed with research-informed support to help men maintain healthy prostate function.
Earn passive income with every click—sign up today!
Tap into a new revenue stream—become an affiliate partner!
Join our affiliate family and watch your profits soar—sign up today!
Refer friends and colleagues—get paid for every signup!
Boost your income—enroll in our affiliate program today!