Yazar: İKAN Akli İlimler Merkezi

Müellif: Bursalı Mehmed Tahir  Dergi: Sebîlürreşâd Tarih: 26 Recep 1330 Elsine-i selâse edebiyatına vâkıf fuzalâ-yı üdebâdan bir zât olup Üsküplüdür. Memleketinde “Çıkrıkçızâde” ve “Altıparmak” şöhretiyle benâm olmuşsa da ahîren ikinci şöhretiyle teşehhür etmiştir. “Nüzhet-i Cihân” mukaddimesinde ismini yazdığı sırada “Mehmed bin Mehmed eş-Şehîr bi-Altıparmak” yazdığı da ikinci şıkkı teyîd ediyor. Ulûm-ı âliyye ve ʿâliye tahsîlini vatanında ikmâlden sonra meslek-i kadîm tasavvufa da intisâb lüzûmunu derpîş ederek Üsküp Kalesi’nde defîn hâk-i tarîkat-i Bayramiyye ricâlinden Şeyh Cafer Efendi’ye bîatla gâye-i tasavvuf olan tasfiye-i vicdânede muvaffak oldu. Bâʿdehû İstanbul’a gelerek bir müddet bugün de meşher-i ilim ve fazîlet bulunan Fâtih Câmi-i Şerîfi’nde hadîs,…

Read More

Müellif : Abdurrahman Beşikci Tarih: 21 Şevval 1445 (30 Nisan 2024) Yayım Yeri: İKAN Blog   وَقَالَتِ الْيَهُودُ عُزَيْرٌ ابْنُ اللَّهِ وَقَالَتِ النَّصَارَى الْمَسِيحُ ابْنُ اللَّهِ ذَلِكَ قَوْلُهُمْ بِأَفْوَاهِهِمْ يُضَاهِئُونَ قَوْلَ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ قَبْلُ قَاتَلَهُمُ اللَّهُ أَنَّى يُؤْفَكُونَ Ve Yahudiler dediler ki: “Uzeyr, Allah’ın oğludur.” Nasrâniler de dedi ki: “Mesih, Allah’ın oğludur.” Bu, onların ağızlarıyla söyledikleri lakırdılardır. Evvelce kâfir olanların lakırdılarına benzetiyorlar. Allah Teâlâ kendilerini kahretsin! Nasıl (Hak’tan) çevriliyorlar.   Giriş Hamd kelamın sahibine, salât ü selâm ise onu bizi ulaştıran Efendimiz (s.a.v)’e olsun. Hiç şüphesiz ki Allah’ın kitabı insanoğluna verilmiş en kıymetli nimettir. Nitekim bu kitapta yer alan her…

Read More

Müellif: Bursa Mebûsu Mehmed Tahir  Dergi: Sırât-ı Müstakîm Tarih: Cemaziyelevvel 1329 Ebu’l-Meâlî Mevlânâ eş-Şeyhu’l-Kebîr Sadreddîn Konevî (kuddise sırruhû) Eâzım-ı meşâyih-i muhakkıkîn ve efâhim-i ulemâ-yı râsihîndendirler. Aslen Malatyalı iseler de neşetleri Konya’dadır. Kendileri henüz tıfl-ı nevresîde iken pederleri vefât etmekle o târihte Şâm-ı şerîfte bulunmakta olan Şeyhu’l-ekber Muhyiddîn Arabî hazretleri bilhâssa talîm-i lisân-ı hakîkat zımnında Konya’ya gelerek münâsebet-i sûrîyye husûlüne medâr olmak için mevlânâ-yı müşârun-ileyhin dul bulunan vâlidelerini tezevvüç eyleyip kemâl-i ihtimâm ile terbiye ve tefeyyüzlerine saʿy ve ikdâm buyurmuşlardır. Semere-i istiʿdâd-ı hüdâ-dâdlarıyla az vakit zarfında cenâb-ı Şeyhu’l-ekber’in nefs-i kâmiline mazhar olan bu zât-ı âlî fünûn-ı muhtelife ve ulûm-ı mütenevviada vâsıl-ı…

Read More

Müellif : Ömer Nasuhi Bilmen Dergi : Sebilürreşad Tarih : Cemaziyelevvel 1376 (Aralık 1956) Ruh Hakkında Bir Mübahese – I  İslam ilimlerine dâir bir çok kıymetli eserler vücuda getiren, bilhassa Fıkıh hakkında muazzam bir kamus telif eden İstanbul müftüsü efâdıl-ı ulemadan Ömer Nasuhi Efendi hazretleri, bir Amerikan alimi tarafından sorulan dini suallara verdiği ilmi cevapların ruha dair yedinci fıkrası hakkında muhterem okuyucularımızdan Uşak’ta Avukat Hami Sunay tarafından 231’inci nüshamızda bazı mütalaat beyan edilmişti. Muhterem üstad, bu yazıya fıkra fıkra cevap vermişlerdir. Cevap uzun olduğu için bir kaç nüsha devam edecektir. Bu vesileyle Ruh hakkında bir çok faideli malumat verilmiş…

Read More

Müellif: Ömer Nasuhi Bilmen Dergi : Sebilürreşad Sayı: 168 Tarih: Mart 1954   İnsanları Selâmete Ulaştıran Hristiyanlık Değil, Ancak Müslümanlıktır Nasraniyetin esası: Nasraniyet, esasen tevhîd-i ilâhî üzerine müesses hakikî bir din iken bilâhare pek ziyade muharref ve tevhîd akidesine muhalif bir şekle girmiştir. Hakikî Nasraniyet’i tebliğe memur olan İsa Aleyhisselâmdır. Hazreti İsa’ya verilmiş olan kitab-ı ilâhî de İncîl-i şeriftir. Hazreti İsa’dan pek az sonra bu din-i tevhîd aslından çıkarılmış, akla ve hikmete muhalif bir şekle sokulmuş; Hinduların, kadim Mısırlıların dinlerindeki teslis akidesini hâvî muharref bir din haline getirilmiştir. İncil-i şerifin asıl nüshaları ise kaybolmuş, sonradan İncil namıyla muharrirleri meçhul yüzlerce kitap vücuda getirilmiştir. Hazret-i…

Read More

Müellif: Ömer Nasuhi Bilmen Dergi: Mahfil Tarih: Cemaziyelevvel 1343 Malum olduğu üzere insanlar için hiss-i diyanet fıtrîdir. Fıtrat-ı selîmesini hüsn-i muhafazaya muvaffak olan bir insanın hiss-i diyanetten mahrumiyeti tasavvur olunamaz. İnsanlar ancak bu hiss-i ulvî sayesinde hidayete erer, ebedî bir saadete nail olur. Hiss-i diyanetle dimağı tenevvür eden bir zat diyor ki: Ben hiss-i diyanetin fıtrî olduğunu kendi nefsimde pek güzel müşahede ediyorum, ben şuûn-ı hayatiyyemi nazara alarak düşünüyorum ki ben kendi irade ve ihtiyarım olmaksızın bu vüsʿat-âbâd âleme geldim; müşfik bir validenin kenar-ı şefkatinde, vazifeşinas bir pederin zıll-i himayesinde perveriş-yab oldum, bütün günlerim esbab-ı zevk ve safa içinde geçmektedir;…

Read More

Osmanlıca Metin Transkripsiyonunda Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar Kelimelerin imlası hususunda mümkün mertebe günümüz imlası takip edilir. Örnek : dimek > demek virmek > vermek dutmak > tutmak içün > için olub > olup almağa > almaya oldukdan > olduktan. Büyük-küçük harf yazımında ve noktalama işaretlerinin kullanımında TDK tarafından belirlenmiş kurallar benimsenir. Osmanlıca metindeki noktalama işaretlerinin günümüz kurallarıyla ters düştüğü noktalarda günümüz kuralları esas alınır. Harflerin altında ve üstünde noktalı veya çizgili transliterasyon karakterleri kullanılmaz. Med harflerinde şapka (^) ancak zaruri olduğunda kullanılır. Günümüz imlasında yaygınlık kazanmış kelimeler şapkalı yazılmaz. Gerekli durumlarda şapka kullanımı editörün inisiyatifine bırakılmıştır. Arapça kelimelerde geçen ayın…

Read More

Müellif: Ahmet Hamdi Akseki Dergi: Sebilürreşad Tarih: 26 Receb 1330 Bugün Müslümanlık alemini güzelce tetkik edecek olursak derhal kendimizi iki müthiş cereyan karşısında bulacağız. Hem de nasıl buluş? Gâfilane; sanki böyle bir cereyanın mevcudiyetinden bîhaberiz veyahut bu cereyanların Müslümanlık alemine hiç taalluku yokmuş! Halbuki bu iki cereyan nefsü’l-emirde pek mühim olduğu gibi millet-i İslamiyye içinde bir maraz-ı müzmindir. Çünkü bu cereyanlardan hiçbirisi Müslümanlığın maddi ve mânevi terakkisini tesrî etmiyor, belki her ikisi de âlem-i İslamın -maʿâzâhu- izmihlalini hazırlıyor! Bunlardan birisi اِنَّا وَجَدْنَٓا اٰبَٓاءَنَا fikr-i sakîmini düstur-ı hareket ittihâz ederek hiçbir hususta mâziden katʿ-ı alâka etmek caiz olmadığını öne sürenlerdir. Bunlara…

Read More

Aşağıdaki metin Taşköprîzâde’nin eş-Şakâiku’n-Nuʿmâniyye fi Ulemâi’d-Devleti’l-Osmâniyye isimli kitabının sonunda yer alan otobiyografisinin bir kısmıdır. Söz konusu kısmın tercih edilme sebebi bir alimin eğitim sürecini bizzat kendi dilinden okuyucuya sunmaktır. Ayrıca okumuş olduğu ilimleri ve de bu ilimlerde takip ettiği kitapları sırasıyla zikretmiş olması sebebiyle ideal bir müfredat çalışmasının keyfiyetine dair de bir izlenim oluşturacaktır: “Her şeyin sahibi ve her şeyi bilen Allah’ın yardımıyla, önde gelen alimlerin halleri ve büyük şeyhlerin menkıbelerine dair anlattıklarımın sonuna geldim. Şimdi bu büyük insanlarınki gibi, bu meraklı kulun da kendi hayatını anlatma zamanı geldi. Ancak kusurlarım bu maksadımı yerine getirmeme engel oldu. Başlamakla bırakmak arasında gidip…

Read More

Dergi: Medrese İtikatları Tarih: 13 Eylül 1329 Geçen nüshamızdan mâba’d: Mâlumdur ki ilim, hakikat-i vâhideden ibaret olduğu hâlde cihât-ı muhtelife ve îtibârât-ı mütenevviadan nâşî birtakım aksâm ve şuubâta ayrılmıştır. Ezcümle Hallâk-ı Azîm ile mahlûka nazaran kadîm ve hâdis kısımlarına ayrılır, keyfiyet-i amele taalluk edip etmemek itibariyle nazariye ve ameliye namlarını alır, ulûm-ı sairenin tahsiline vâsıta olup olmamak cihetiyle âliye ve gayr-i âliye unvanını ahzeyler. İlim diğer bir itibar ile de iki kısma ayrılır: Biri, ulûm-ı âliye-i dîniyedir ki âyat-ı ilâhiye ve ehâdîs-i nebeviyeden ahkâm-ı asliye-i îtikâdiye ve ahkâm-ı fer’iye-i ameliyenin istinbat ve istimzacı için müteşerrîn-i kirâm tarafından vaz’ ve tedvin olunmuştur. Diğeri,…

Read More

Dergi: Medrese İtikatları Tarih: 6 Eylül 1329 Tahsilde bulunanlar için mütemâdiyen çalışmak kâbil olamayacağından öteden beri münasip vakitlerde tatile mecburiyet hissedilmiştir. Aylarca tahsilde bulunan talebe-i ulûm bu tatil esnasında biraz rahat eder, âzâ-ı bedeniyesini, kuvâ-yı zihniyesini dinlendirir. İhtiyaâcât-ı beşeriyesine ait husûsâtı rü’yette bulunur, akraba ve ehibbâsıyla mülâkat ederek vezâif-i içtimâiyesini ifaya muvaffak olur, ba’dehû bir şevk-i cedîd ile tahsiline takibe başlayarak mâlûmatını tezyide çalışır. İşte İstanbul’da dahi şuhûr-ı selâse münasebetiyle başlamış olan tatile bu günlerde hâtime veriliyor, talebe hayatında yeniden bir faaliyet uyanmaya başlıyor. Ey talebe-i ulûm! Ey nûr-ı bâsıra-i ümmet olan zümre-i muhlîsin! Bütün âlem-i İslâmiyet size bakıyor, bütün Müslümanlar sizden…

Read More

Merkezimiz hocalarından Muhammet Maşuk Aktaş’ın “Cürcânî’ye Atfedilen Nefsü’l-emr Risalesinin Semerkandî’nin el-Ma‘ârif’inden Alındığı Üzerine: Otantiklik ve İçerik Hakkında Bir Araştırma” başlıklı makalesi Nazariyat Dergisi’nde yayınlandı. Erişim için: https://nazariyat.org/sayilar/cilt-8-sayi-2/muhammet-masuk-aktas-semerkandi

Read More

Medresemiz hocalarından Muhammet Maşuk Aktaş’ın Öncül Analitik Felsefe Dergisi’nde “Baodolino Romanının Tahlili Üzerine Felsefi Bir Deneme veya Kendime Dair Bazı Notlar” başlıklı yazısı yayımlandı. Erişim için: https://onculanalitikfelsefe.com/baudolino-romaninin-tahlili-uzerine-felsefi-bir-deneme-veya-kendime-dair-bazi-notlar-m-masuk-aktas/

Read More